bilmiyorum

bilmiyorum ki hiç bir cevabını ben,
herhangi bir sorunun…

yeni bir öykü

tam bir öykü yazacaktım;

birden üşendim yazmaya…

 

 

yutkunuyorum

yutkunuyorum,
yutkunuyorum,
gitmiyor bağazımdaki yumruk.
ne yapmalı ?
gözyaşlarımı biriktirsem bir bardağa,
sabretsem,
dolması için 2 dakika yeter..
içsem bir yudumda,
gider mi?
gider mi?
gitsin….

böyle de yaşayabilirim ama gitsin…

30112012S..

kanlı canlı

bu defa sanal değil,
canlı canlı illistrasyon…

özlemişim boyalı elleri…

 

ama sınavım var

– beş lira
dedi, nezaketle genç kız.
sıradayız, tam önümde saçlarını tepesinde toplamış, kumral, yüzünü göremiyorum.  omzuma geliyor boyu tepesine topladığı saçlar dahil.

büfedeki adam kartı alıp tezgahın altındaki makinaya uzandı işlemi yapmak için, ardından sıra bana gelecek, ben de aynı şeyi yapıp istanbul kartıma para yükleteceğim.
sıramı beklerken büfeci amcamın yaptığı işi düşünüyorum bir yandan; bütün gün burada oturup bekle, milletin kartına akbiline para yükle hepsi bu, arada ekmek isteyen olursa ekmek ver. o kadar. yapamazdım herhalde ben diye aklımdan geçirirken;

– ama ben beş lira demiştim diyen, hafif kızgın ama biraz da çaresiz sesini duyuyorum önümdeki genç kızın.
ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

– duymadım ben diyor büfeci amca, duymadım…

– söyledim diyor kız, beş lira dedim,
– daha önce de yaptınız siz bunu diyor ama daha kızgın bu defa.
– bu sizin tarzınız galiba diyor hafiften sitem ediyor, kızmış.

derken kısa bir sessizlik…

anlıyorum ki kız on lira vermiş, beş liralık dediğini büfeci duymamış ya da duymuş ta beş lira daha fazla girsin kasasına istemiş.

kızın arkasında ben varım. benim arkamda bankacı olduğundan şüphelendiğim bir hatun ve ardında mesleği ile ilgili en ufak bir fikir sahibi olamadığımdan “olsa olsa casustur” diye geçiştirdiğim bir herif bekliyorlar.

– sınavım var ama ben nasıl gideceğim okula, lütfen beş liramı geri verin!

– duymadım hanımefendi.

– ama sınavım var diye tekrarlıyor, genç ve artık çaresiz olduğunu düşündüğüm genç kız.

kestirip atıyor büfeci,
– veremem…

-ama sınavım var, burada yurtta kalıyorum ben. sınavım var.

-veremem hanımefendi yapacak bir şey yok diye diretiyor büfeci.

arkası dönük, yüzünü görmüyorum kızın ama sesi titriyor, kızgın ve ağlamaklı.

üzerinde eski buruşuk bir pardesü ve kafasında kasketiyle bir amca beliriveriyor hemen yanıbaşımızda,  huysuz biri olduğu çok belli yüzünden. kasketi ve suratındaki bir karış sakal ile huysuzluğunu gizlemeye çalışmış, bana kalırsa ama becerememiş, ben bile bir bakışta anlayabiliyorum bunu.

– sen sınavını kaçırma kızım, izin verirsen bu defalık sana ben ödünç vereyim diyor kendisinden beklenmeyecek bir yumuşaklıkla,

sese dönüyor kız, şimdi görüyorum yüzünü, akça pakça sevimli bir kız çocuğu, 20 sinde yok sanırım henüz.
hafif bir şaşkınlıkla;
– yok hayır diyor titreyen sesiyle, daha önce de aynı yaptı diyor, insanın derdini anlatamaması ne fena birşeydir diye geçiriyorum içimden.

– lütfen diyor amca, sınavını kaçırma diyor, bu defalık, ödünç veriyorum zaten, ben de yaşadığım şehirde okumadım, öğrenciyken benimde başıma geldi, sınavını kaçırma diyor tekrar.

kız gözyaşlarını silerken
– hayır ya diyor hayır.
bu hayır adamın yardım etme teklifine değil, içinde bulunduğu duruma çok belli.

yaşlı, huysuzluğunu ak sakalı ve kasketiyle gizlemeye çalışmış ama becerememiş adam, elindeki kağıt 5 lirayı kızın avucuna tutuştururken, kırgınlığını azaltmak için olsa gerek;
-ödünç diye yeniliyor ve ekliyor haydi geç kalma sen, kaçırma sınavını.

yürümeye başlıyorlar büfeden ayrılıp, ardı sıra yürüyorum arkalarından.

– nerede okuyorsun?
– istanbul üniversitesi diyor titrek sesiyle kız, beni düşürdüğü durumu görüyorsunuz değil mi diyor gözyaşlarını siliyor yanağından bir yandan,
– ağlamak yok, sakın. bir nefes aralığı verip,
-sakın diye tekrarlıyor.

-hangi bölüm, ne okuyorsun?

-fransız öğretmenliği. sesi hala titrek, ben telefonunuzu falan alsam diyor ödemek için.

– her sabah işe buradan gidiyorum diyor huysuz, kasketli ak sakallı amca, rastlaşırız mutlaka, ödersin.
– ben de lisede fransızca okumuştum.

-öyle mi?

– severim fransızcayı, kardeşim de fransızca öğretmeni, eşi de.

genç kız yanaklarındaki son damlayı da siliyor sakallı huysuz amca konuşurken. yüzünden daha rahat olduğu belli artık.

-haydi sen hızlı hızlı git istersen beni bekleme. öyle bir ifadeyle söylemişti ki bunu huysuz ak sakallı ve kasketli ve hatta pardesülü amca, kız itiraz edemedi.

– peki çok teşekkür ederim dedi, ödeyeceğim borcumu.

gülümseyerek cevapladı amca bunu,

– sen şimdi bunu düşünme, iyi dersler, iyi şanslar.

kız hızlanıp uzaklaşmaya başladı yavaş yavaş.

ödersin diye mırıldandı kendi kendine ak sakallı huysuz ihtiyar,
güzel bir cümle kur yada bir şiir oku orhan veli’den yada ne bileyim bir hikaye sait faik’ten, ödemiş olursun zaten o zaman.

uzaklaşan kızın ardından baktı,
ben de baktım.

huysuz olduğunu aksakalı ve kasketiyle saklamaya çalışmış ama becerememiş yaşlı amca da uzaklaştı,
ardından baktım gülümseyerek.
ve ben de uzaklaştım.

 

15112012

zaman

ne yaparsan yap zaman bildiğinden şaşmaz,
asla ezberini bozamazsın…

pencere

gel,
sende buradan bak.
ben sana bakman için yer açarım,
sığarız bu pencereye…

 

09112012 😉

 

mahkum

geçmişin bir prangadır ayağında.
savcı da
avukat ta
hakim de
mahkum da
sensin.
haberin yok,
doğduğun gün mebbet yemişsin.

04.11.2012

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 147 takipçiye katılın